Hediye Levent'in sunduğu programa, TEPAV Avrupa Birliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Nilgün Arısan Eralp ve gazeteci Yusuf Kanlı konuk oldu. Program, Ortadoğu'daki yoğun gelişmelere rağmen Kıbrıs'taki durumun neden yeterince konuşulmadığı sorusuyla başladı.
Nilgün Arısan Eralp, Türkiye'nin 2019'dan itibaren Doğu Akdeniz'de Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) üçgeni tarafından dışlanmaya çalışıldığını, bunun arkasında ABD'nin olduğunu belirtti. ABD'nin bölgedeki temel amacının İsrail'in istikrarı olduğunu ve GKRY'yi Rus etkisinden arındırdığını ifade etti. Türkiye'nin iki devletli çözüm ısrarının, İsrail ve GKRY'nin işine yaradığını, çünkü bu durumda Türkiye'nin adanın tümündeki güvenlik sisteminde söz hakkı kalmayacağını savundu.
Yusuf Kanlı ise Türkiye'nin dışlanmasının stratejik bir hata olacağını, ancak Türkiye'nin bölgeden dışlanmasının mümkün olmadığını vurguladı. İki devletli çözümden kastın, 1960 sisteminin güncellenerek iki kurucu eşit entitenin gevşek bir şemsiye altında bir araya gelmesi olduğunu, tam bağımsız iki devlet anlamına gelmediğini açıkladı. Tam bağımsızlığın, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki haklarından vazgeçmesi anlamına geleceğini belirtti.
KKTC'deki 19 Ekim 2023 seçimleriyle Ersin Tatar'dan Erhürman'a geçişin önemine değinildi. Nilgün Arısan Eralp, Erhürman'ın yüksek oy almasında Kıbrıslı Türklerin izolasyondan ve adanın kara para aklama merkezine dönüşmesinden duyduğu bıkkınlığın etkili olduğunu söyledi. Erhürman'ın, müzakere sürecinin kurallarını (parametreleri) önceden belirleme, siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlıktan başlama, süreci takvime bağlama ve başarısızlık halinde Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kalkmasını talep etme gibi net bir strateji izlediğini anlattı. Bu yaklaşımın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin tarafından dolaylı da olsa desteklendiğini, bunun Rum tarafını zor durumda bıraktığını ifade etti.
Yusuf Kanlı, Ankara ile KKTC arasındaki ilişkide anavatan-yavru vatan romantizminin ötesine geçilmesi ve devletlerarası ilişki protokolünün işletilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca KKTC'nin kendi içinde yapısal reformlara ihtiyaç duyduğunu ekledi.
Konuşmada, 2004 Annan Planı referandumu bir kaçırılmış fırsat olarak değerlendirildi. Planın, Türkiye ve KKTC tarafından kabul edilmesine rağmen Rum tarafından reddedilmesinin ardından GKRY'nin AB'ye tek başına üye olabildiği hatırlatıldı. Bu süreçte yaşanan diplomatik hatalar ve iç siyasi çekişmeler masaya yatırıldı.
Programın ilerleyen bölümlerinde, Kıbrıs'ın İsrail-İran gerilimi, Türkiye-İsrail rekabeti, enerji mücadeleleri ve yeni güvenlik mimarisi arayışları gibi bölgesel çatışmaların tam ortasında kaldığı vurgulandı. ABD'nin bölgede Türkiye ve İsrail olmak üzere iki müteahhite ihtiyaç duyduğu, Türkiye'nin askeri, ekonomik ve demografik gücüyle kenara itilmesinin mümkün olmadığı belirtildi. Türkiye'nin, GKRY'nin NATO üyeliği isteği gibi kozları etkin şekilde kullanabileceği ifade edildi.
Son olarak, Çin'in Kıbrıs sorununa yaklaşımına dair bir izleyici sorusu üzerine, büyük güçlerin adadaki toplumların taleplerinden çok kendi çıkarları doğrultusunda pozisyon aldığı değerlendirmesi yapıldı. Çözümün, iki toplumun önce yan yana yaşamayı öğreneceği, mevcut yapıların korunduğu ve Türkiye'nin garantörlüğünün farklı bir formülle sürdürüldüğü bir modelde aranması gerektiği sonucuna varıldı.
Bu yayın için izleyiciler toplamda 25 yorumda bulunmuş. 4239 defa izlenen yayın 301 kişi tarafından beğenilmiş.
Yorumların özeti: İzleyiciler programı aydınlatıcı, güzel ve iyi bir yayın olarak nitelendiriyor. Hediye Levent'e, konuklara ve verdikleri bilgiler için teşekkür ve tebrik mesajları yoğunlukta. Programın içeriğine dair bazı yorumlarda, Kıbrıs meselesinde çözümsüzlüğün kabul edilemeyeceği, bölgesel dinamiklerde İsrail'in rolü ve ABD'nin politikalarının Kıbrıs'ın geleceğini nasıl etkileyebileceğine dair jeopolitik analizler yer alıyor. Ayrıca, konuk seçimine ve tartışmanın yönüne ilişkin bir eleştiri de mevcut.